IN DETAIL
RAĞMEN. Elinden her şey alınırken üretmeye devam edenlerin hikayeleri.
Bağdat, 2005 yazı.
El-Fanar Oteli'nde dört genç heavy metal çalıyordu. Sokağa çıkma yasağı yüzünden konser öğleden sonra başlamıştı. Elektrik bir gidip bir geliyordu. Konserin ortasında, hemen yakınlarında bir havan mermisi patladı.
Çalmaya devam ettiler.
Bu, Irak'ta verdikleri son konserdi.
Grubun adı Acrassicauda'ydı. Latince adı kara akrebe karşılık gelen bir türden geliyordu. İki yıl sonra İstanbul'da olacaklardı: ülkelerinden uzakta, neredeyse parasız, dünyanın dört bir yanından tanımadıkları insanların yardımlarıyla ayakta kalmaya çalışırken.
Ama hikaye bir bodrumda ve korsan kasetlerle başlıyor.
Bodrum
Acrassicauda, 2000'li yılların başında Bağdat'ta kuruldu. Grubun çekirdek kadrosunda vokalist ve ritim gitarist Faisal Talal, solo gitarist Tony Aziz, basçı Firas al-Lateef ve davulcu Marwan Riyadh vardı.
Metal onları genç yaşta bir araya getirmişti. Metallica, Slayer ve Slipknot gibi grupların korsan kasetlerini dinliyorlardı. İngilizcelerini büyük ölçüde bu şarkılardan ve Hollywood filmlerinden geliştirmişlerdi.
Bağdat'ta bir bodrum katında prova yapmaya başladılar. Yıllarca aynı yerde çalıştılar. Davulların sesini azaltmak için bas davulun içini kıyafetlerle doldurdukları bile oluyordu.
Grubun adı da rastgele seçilmemişti. *Androctonus crassicauda*, Irak'ta da yaşayan tehlikeli bir akrep türüydü. Müzisyenler bu ismin hem yaşadıkları coğrafyayı hem de müziklerinin sertliğini yansıttığını düşünüyordu.
Saddam Hüseyin döneminde heavy metal çalmak doğrudan yasak değildi. Ancak konser verebilmek için resmi izin gerekiyordu. Müzisyenlerin anlattığına göre, devlet başkanını öven bir şarkı çalmak izin almayı kolaylaştırabiliyordu.
Acrassicauda da bir dönem Saddam'ı öven bir parça çalmak zorunda kaldı.
Konserlerde kafa sallamak bile sorun yaratabiliyordu. Yetkililer bu hareketleri hoş karşılamıyor, seyircinin oturmasını istiyordu.
Buna rağmen konser verdiler.
Enstrümanlarını sokakta dikkat çekmemek için plastik torbalara sararak taşıyorlardı. Uzun saçları ve metal tişörtleriyle göze batmamaya çalışıyorlardı. Elektrik kesintileri yüzünden jeneratörlere bağımlıydılar.
Yine de çalacak bir yer bulduklarında sahneye çıkıyorlardı.
Metal ölüm kalım meselesine dönüşünce
2003'te ABD öncülüğündeki işgalle Saddam Hüseyin rejimi devrildi.
İlk başta daha özgür bir ortam oluşabileceğini düşündüler. Ancak ülke kısa sürede giderek şiddetlenen bir çatışmanın içine sürüklendi.
Acrassicauda için hayat daha da tehlikeli hale geldi.
İngilizce şarkı söylüyor, Batılı gruplardan etkileniyor ve çevrelerindeki insanlardan farklı giyiniyorlardı. Bu yüzden bazıları onları Amerikan yanlısı olarak görüyordu.
Firas'ın anlattığına göre, Bağdat sokaklarında Slipknot tişörtü giymek bile insanın hayatını tehlikeye atabilirdi.
Grup üyeleri prova yapmaya giderken güvenliklerinden endişe ediyordu. Zamanla ölüm tehditleri almaya başladılar. Kapılarına bırakılan notlarda şeytana tapmakla suçlanıyorlardı.
Müzik artık yalnızca bir tutku değildi.
Hayatlarını riske attıkları bir uğraşa dönüşmüştü.
2004'te Bağdat Av Kulübü'nde verdikleri bir konser, içinde bulundukları koşulları açıkça gösteriyordu.
Metallica şarkıları çalmaya başladıklarında seyirciler ayağa kalkıp sahneye yaklaştı. Salon yetkilileri herkesi oturtmaya çalıştı. Grup çalmayı sürdürünce elektrik kesildi ve konser sona erdirildi.
Sahnedeki birkaç dakikalık özgürlük bile bir çatışmaya dönüşebiliyordu.
Faisal, bir gün öğretmenlik yapan annesini okuldan alıp eve götürürken araçlarına ateş açıldığını anlattı.
Firas ise kendilerini iki taraf arasında sıkışmış hissediyordu: bir yanda askerler, diğer yanda silahlı gruplar.
Ortada kalanlar kendileriydi.
Son konser
Acrassicauda'nın hikayesinin Irak dışına ulaşması bir gazeteci sayesinde oldu.
MTV'den Gideon Yago, 2003'te Bağdat'a giderek grupla tanıştı. Ardından Vice dergisinde haklarında bir yazı yayımlandı.
Bu yazı, Vice'ın kurucularından Suroosh Alvi ve yönetmen Eddy Moretti'nin dikkatini çekti.
İkili, savaşın ortasında müzik yapmaya çalışan bu gençlerin hikayesini filme almaya karar verdi.
2005'te Vice'ın desteğiyle El-Fanar Oteli'nde bir konser düzenlendi.
Sokağa çıkma yasağı, güvenlik tehlikesi ve elektrik kesintilerine rağmen seyirciler geldi.
Konser sırasında otelin yakınlarına bir havan mermisi düştü.
Grup çalmayı bırakmadı.
Bu konser, Acrassicauda'nın Irak'taki son sahne performansı oldu.
O günlerin görüntüleri daha sonra *Heavy Metal in Baghdad* belgeselinde yer aldı.
Prova mekanı
2006'ya gelindiğinde Bağdat'ta hayat giderek daha tehlikeli hale gelmişti.
Grubun yıllarca prova yaptığı bina da bir saldırıda yıkıldı.
Bodrum katı artık yoktu. Ekipmanlarının önemli bir kısmı da enkazın altında kalmıştı.
Burası yalnızca prova yaptıkları bir oda değildi. Yıllarca birlikte müzik ürettikleri, şarkılar yazdıkları ve geleceklerini hayal ettikleri yerdi.
Artık orası da ellerinden alınmıştı.
Üstelik tehditler sürüyordu.
Bağdat'ta kalmak yalnızca müzik yapamamak anlamına gelmiyordu. Hayatta kalıp kalamayacaklarını da bilmiyorlardı.
Sonunda ülkeyi terk etmeye karar verdiler.
2006'da grup üyeleri Irak'tan ayrılarak Suriye'nin başkenti Şam'da yeniden bir araya geldi.
Firas, annesinin kendisine geri dönmemesini söylediğini hatırlıyordu.
Şam
Suriye'de savaş yoktu. Ancak özgür bir hayat da onları beklemiyordu.
Dört müzisyen küçük bir bodrum dairesinde kalıyordu. Para kazanmak zordu. Iraklı mültecilerin çalışma imkanları ciddi biçimde kısıtlıydı.
Geçinebilmek için bulabildikleri işlerde çalıştılar.
Bir noktada kiralarını ödeyebilmek için enstrümanlarını satmak zorunda kaldılar.
Bağdat'ta hayatlarını tehlikeye atarak korudukları müzik, şimdi parasızlık yüzünden ellerinden kayıyordu.
Şam'daki metal sahnesi de oldukça sınırlıydı.
Faisal'in anlattığına göre burada geçirdikleri yaklaşık bir buçuk yılda yalnızca iki konser verebildiler. İlkine yaklaşık otuz kişi, ikincisine ise yalnızca altı kişi geldi.
Bir zamanlar Bağdat'ta yüzlerce kişiye çalan grup, şimdi altı kişinin karşısındaydı.
Yine de müzik üretmeye çalıştılar. Şam döneminde *The Damascus Demos* adıyla bilinen kayıtlar ortaya çıktı.
Aynı sıralarda *Heavy Metal in Baghdad* belgeseli tamamlanıyordu.
Film, Eylül 2007'de Toronto Uluslararası Film Festivali'nde gösterildi. Acrassicauda'nın hikayesi giderek daha fazla insana ulaşıyordu.
Ancak uluslararası ilgi, müzisyenlerin günlük hayatını kolaylaştırmadı.
Suriye'nin Irak vatandaşlarına yönelik vize uygulamalarındaki değişiklikler, ülkede kalmalarını daha da zorlaştırdı.
Irak'a dönmek tehlikeliydi.
Suriye'de kalmak ise giderek imkansız hale geliyordu.
Istanbul
Vice, grubun ülkeden ayrılabilmesi için bağış toplamaya başladı.
Dünyanın farklı yerlerinden metal dinleyicileri ve belgeseli izleyen insanlar para gönderdi.
Bu destek sayesinde Acrassicauda, Ekim 2007'de Suriye'den Türkiye'ye geçebildi.
İstanbul'a geldiklerinde yanlarında çok az para vardı. Geleceklerinin ne olacağını bilmiyorlardı.
Türkiye o dönemde Iraklıların vizesiz giriş yapabildiği az sayıdaki ülkeden biriydi. Ancak ülkeye girebilmek, orada kalıcı bir hayat kurabilecekleri anlamına gelmiyordu.
Grup üyeleri mülteci yerleştirme süreçlerini beklemeye başladı. Çalışma imkanları sınırlıydı ve bürokratik işlemler hayatlarının büyük bir bölümünü kaplıyordu.
Türkiye'deki sığınma sistemi nedeniyle farklı şehirlere gitmek zorunda kaldıkları dönemler oldu.
Yine de müzikten tamamen kopmadılar. Türk müzisyenler onlara destek oldu, prova ve kayıt yapabilecekleri imkanlar sağladı.
Bağdat'ta savaşın, Şam'da yoksulluğun ortasında ayakta kalmaya çalışan grup, şimdi de belirsizlikle mücadele ediyordu.
Şubat 2008'de *Heavy Metal in Baghdad*, Berlin Film Festivali'nde gösterildi.
Salonda grup üyeleri için dört koltuk ayrılmıştı.
Ancak Almanya'ya gitmek için yaptıkları vize başvuruları kabul edilmedi.
Film Avrupa'da gösterilirken müzisyenler İstanbul'daki evlerinde kalmıştı.
Davulcu Marwan'ın anlattığına göre, evde yalnızca tek bir odayı ısıtabilecek kadar paraları vardı.
Kendi hayatlarını anlatan filmi DVD'den izlediler.
İstanbul'da Testament
Haziran 2008'de Testament İstanbul'a geldi.
Grubun gitaristi Alex Skolnick, *Heavy Metal in Baghdad* belgeselini izlemişti. Acrassicauda'nın hikayesinden etkilenmiş, müzisyenlerin İstanbul'da yaşadığını öğrenmişti.
Onları konsere davet etti.
Acrassicauda üyeleri için bu özel bir andı. Yıllardır hayranı oldukları Batılı metal gruplarını sahnede izleme imkanları neredeyse hiç olmamıştı.
Konserden sonra Skolnick'le tanıştılar.
Skolnick daha sonra bu karşılaşmayı anlattı. Müzisyenlerin yaşadıklarından etkilenmişti. Ona belgeselin DVD'sini ve üzerinde akrep logosu bulunan siyah bir bileklik hediye ettiler.
Bir zamanlar Bağdat'ta korsan kasetlerini dinledikleri müzik dünyasıyla artık doğrudan temas kurabiliyorlardı.
Üstelik bu kez yalnızca dinleyici olarak değil.
Müzisyen olarak.
Amerika
2008'in sonlarından itibaren grup üyeleri Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşmeye başladı.
Tony ve Firas önce geldi. Faisal onları takip etti. Davulcu Marwan ise Ocak 2009'da ABD'ye ulaştı.
Yıllar süren belirsizlikten sonra ilk kez geleceklerini planlayabilecekleri bir yere varmışlardı.
Ancak her şey bir anda düzelmedi.
Faisal ve Firas, New Jersey'deki Elizabeth şehrine yerleşti. Tony bir süre Michigan'da ailesinin yanında kaldı.
Geçinmek için farklı işlerde çalıştılar. Evrak işlemleriyle uğraştılar. Prova yapmaya ve yeni şarkılar yazmaya zaman bulmak kolay değildi.
Yine de artık aynı ülkedeydiler.
Ve yeniden müzik yapabileceklerdi.
ABD'ye geldikten kısa süre sonra Metallica konserine davet edildiler. James Hetfield, Faisal'e bir gitar hediye etti.
Bağdat'ta korsan kasetlerinden dinledikleri grubun solisti, şimdi ona kendi enstrümanlarından birini veriyordu.
2010'da Acrassicauda ilk resmi EP'sini yayımladı:
*Only the Dead See the End of the War.*
Dört parçalık kaydın prodüktörlüğünü Alex Skolnick üstlendi.
Grubun kuruluşundan neredeyse on yıl sonra ilk resmi kayıtları dinleyicilerle buluşmuştu.
2012'de Ministry ile aynı sahneyi paylaştılar.
2015'te ise ilk uzunçalar albümleri *Gilgamesh* yayımlandı. Albümün finansmanı için Kickstarter üzerinden başlatılan kampanyada hayranları 37 bin doların üzerinde destek sağladı.
Bir zamanlar enstrümanlarını kirayı ödeyebilmek için satan müzisyenler, şimdi dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerin yardımıyla albüm kaydediyordu.
Ne söylediler?
Acrassicauda üyeleri yıllar boyunca kendilerine sık sık aynı şeyin sorulduğunu anlattı: Bütün bunlara rağmen neden metal?
Onlar için cevap yalnızca müziğin sertliğinde değildi.
Metal, kendilerini ifade edebildikleri bir alandı. Çevrelerindeki şiddeti, korkuyu ve çaresizliği anlatmanın bir yoluydu.
Ancak grup üyeleri kendilerini siyasi bir hareket olarak görmüyordu.
Tony Aziz, insanların onları zaman zaman müzisyenden çok siyasi bir sembol olarak değerlendirdiğini söylüyordu.
Oysa onlar her şeyden önce müzisyendi.
Savaş hakkında şarkılar yazmaları, savaşı seçtikleri anlamına gelmiyordu. Savaş zaten hayatlarının içindeydi.
Ülkelerini terk etmek istememişlerdi.
Mülteci olmak istememişlerdi.
İstedikleri şey müzik yapmaktı.
Geriye kalan
Bağdat'ta bir bodrumda başladılar.
Saddam Hüseyin döneminde izin almak için mücadele ettiler. İşgalden sonra ölüm tehditleri aldılar. Prova yaptıkları bina yıkıldı.
Ülkelerini terk ettiler.
Şam'da geçinebilmek için enstrümanlarını sattılar. İstanbul'da geleceklerini belirleyecek belgeleri beklediler. Kendi filmlerinin gösterimine bile gidemediler.
Sonunda Amerika'ya ulaştılar.
Yıllar sonra yeniden albümler kaydettiler, konserler verdiler ve dünyanın farklı yerlerindeki metal dinleyicilerine ulaştılar.
Ülkelerini, evlerini, prova yaptıkları bodrumu ve enstrümanlarını kaybettiler.
Yıllarını başka ülkelerde, ne olacağını bilmeden geçirdiler.
Ama bütün bunların arasında bir şeyi bırakmadılar:
Müzik yapmayı.
Bu, RAĞMEN'in ikinci bölümü.
Devlete, savaşa, hastalığa ve yoksulluğa rağmen üretmeye devam eden müzisyenlerin ve sanatçıların hikayelerini anlatıyoruz.