IN DETAIL
Aralık 1985'te Omsk'ta yirmi bir yaşında bir genci psikiyatri hastanesine kapattılar. Kimseye vurmamıştı, bir şey de çalmamıştı. Şarkı yazıyor, onları evdeki teybe kaydediyordu; kasetlerini de hiç tanımadığı insanlar birbirinden kopyalıyordu. Bu kadarı yetti.
Gencin adı Yegor Letov'du. Başına geleni anlamak için önce içine düştüğü makinenin nasıl işlediğine bakmak gerekiyor.
Uydurulan hastalık
24 Mayıs 1959'da Pravda gazetesi Nikita Kruşçev'in bir konuşmasını yayımladı. İçinde, sonraki on yıllar boyunca binlerce insanın kaderini belirleyecek bir cümle vardı: "Suç, genel kabul görmüş davranış normlarından bir sapmadır ve çoğu zaman ruhsal bir bozukluktan kaynaklanır." Kruşçev'in mantığı basitti: sosyalizmin kazandığı bir ülkede komünizme ancak aklı yerinde olmayan biri karşı çıkabilirdi.
Psikiyatri bu fikri kaptı ve ona bilimsel bir kılıf giydirdi. Akademisyen Andrey Snejnevski "yavaş seyirli şizofreni" diye bir kavram geliştirdi: yıllarca göze batan hiçbir belirti vermeyebilen bir hastalık. Belirtileri arasında "reformculuk sanrısı" da vardı. Karamsarlık, topluma uyum sağlayamamak ve yetkililerle çatışmak da belirti sayılabiliyordu. İstenirse, yukarıdan beklenenden farklı düşünen herkes bu tarifin içine sığıyordu.
Devlet için bu çözüm hapishaneden daha kullanışlıydı. Mahkumun bir cezası vardır ve er ya da geç biter, hastanınsa yoktur: doktorlar "iyileşti" diyene kadar içeride tutulabilir. Siyasi mahkuma Batı'da vicdan mahkumu denir ve onun için sesler yükselir. Teşhis konmuş birine ise kimse inanmaz, çünkü resmi olarak akli dengesi yerinde değildir. Söyledikleri hiçbir anlam taşımaz hale gelir ve bütün mesele de budur.
En "tehlikeli" olanlar İçişleri Bakanlığı'na (MVD) bağlı özel psikiyatri hastanelerine gönderiliyordu. Bunlar yapı olarak birer hapishaneydi. Muhaliflerin akıl sağlığı raporunu neredeyse her zaman Moskova'daki Serbski Enstitüsü veriyordu; enstitünün ayrı bir siyasi bölümü vardı. En temkinli tahminlere göre bile bu sistemden siyasi gerekçelerle en az yirmi bin kişi geçti.
Dünya bunu biliyordu. Dünya Psikiyatri Birliği, 1977'deki Honolulu kongresinde Sovyet uygulamasını resmi olarak kınadı. 1983'te ihraç edilmek üzere olduklarını anlayan Sovyet psikiyatristler birlikten kendileri çekildi. Geri dönmelerine ancak 1989'da izin verildi; şartlardan biri de bir ila iki milyon kişinin psikiyatri kaydından silinmesiydi.
Tehdit olarak rock
Seksenlerin ortasında bu makinenin yeni bir hedefi oldu. Devletin uzun süre Batı'dan gelme bir heves olarak gördüğü rock artık bir sorundu. 1985'te Komsomol, yani Komünist Gençlik Birliği kanalıyla, diskotekleri denetlemek için "ideolojik açıdan zararlı" yabancı grupların bir listesi dolaşıma girdi. Listede Black Sabbath ile Iron Maiden "şiddet" ve "dini bağnazlık"la, Kiss ile AC/DC "neofaşizm"le, Judas Priest de "antikomünizm"le suçlanıyordu. Bugün bu liste fıkra gibi okunuyor ama o zamanlar buna dayanarak dans pistlerinden kayıtlar kaldırılıyordu.
Yerli müzisyenlerle iş daha karışıktı. Yabancı bir plağı yasaklayabilirsin ama yan sokaktaki bir gencin yazıp mutfakta kaydettiği şarkıya el uzatmak o kadar kolay değil. Kasetler kontrolsüz çoğalıyordu: tek bir kayıt teypten teybe geçerek birkaç ayda bütün ülkeye yayılıyordu. Ruslar buna "magnitizdat" diyordu ve devletin kapatamadığı kanal tam olarak buydu.
Omsk'ta bu kanalın adı Grajdanskaya Oborona'ydı, yani "Sivil Savunma". Letov grubu 1984'te, herkesin Kuzya UO diye tanıdığı basçı Konstantin Ryabinov'la birlikte kurdu. Resmi konserleri yoktu, stüdyoları da. Bir ev, bir teyp ve Sovyet gerçekliğini televizyonda hiç gösterilmediği haliyle anlatan şarkılar vardı.
Aralık 1985
İşin ironik yanı, Gorbaçov dokuz aydır iktidardaydı. Kürsülerden "değişim" lafı eksik olmuyordu. Glasnost'a çok az kalmıştı ama Omsk'taki KGB hâlâ eski kurallarla çalışıyordu.
Letov o günleri sonradan kısaca anlatıyor: "Hepimizi o zaman enselediler." Şarkılar Sovyet karşıtı sayıldı. Kuzya'nın işi askerlikle halledildi: kalp rahatsızlığı yüzünden askere alınmaması gerekirken iki yıllığına askere gönderildi. Letov için başka bir yol seçildi ve zorunlu tedavi için psikiyatri hastanesine yatırıldı.
Koğuş
Sonra nöroleptikler başladı. Letov ilacın adını da veriyor, Neuleptil, ve "yoğun tedaviye" alındığını anlatıyor. Özellikle yüksek bir dozdan sonra bir süre kör oldu. Onu yatağa bağlıyor ve iğne yapmaya devam ediyorlardı. Nöroleptikler psikozu olan birinde psikozu bastırır. Sağlıklı bir insanda ise bedeni kaskatı keser ve kafada düşünceyi tutmanın zorlaştığı bir sis bırakır.
Letov o aylardan çıkardığı en önemli şeyi sonradan şöyle anlattı: "Bir noktada anladım ki aklımı kaçırmamak için üretmem gerekiyordu."
Ve her gün yazmaya başladı: şiirler, öyküler, aklına ne gelirse. Lakabı "Manager" olan arkadaşı Oleg Sudakov her gün hastaneye geliyordu. Letov yazdığı kağıtları ona parmaklıkların arasından uzatıyordu.
Ağabey
Onu oradan Moskova'da yaşayan ağabeyi, caz saksofoncusu Sergey çıkardı. Sergey sistemin en çok neyden korktuğunu iyi biliyordu: yurt dışında duyulmaktan. Kendi anlattığına göre tanıdıklarına "gizlice", yabancı gazeteciler için basın toplantısı düzenleyeceğini söylemeye başladı. Sergey'e göre bu işe yaradı.
Üç ay sonra Yegor taburcu edildi.
Tek başına
Ama hastaneden çıkmak hayata dönmek anlamına gelmiyordu. Letov'un anlattığına göre KGB, Omsk'taki bütün müzisyenlerden onunla çalışmayacaklarına dair imza almıştı. Grup yoktu, birlikte çalacak kimse kalmamıştı ve cesaret eden bunun bedelini ağır ödeyebilirdi.
Letov bunun üzerine tek başına çalmaya başladı. 1987'nin mayıs ve haziranında evine kapandı ve iki ayda beş albüm kaydetti: "Kırmızı Albüm", "Fare Kapanı", "İyi!!", "Totalitarizm" ve "Nekrofili". Bütün enstrümanları kendisi çaldı. Kapaklarda grup üyelerinin isimleri yazıyordu ama hepsinin arkasında aynı kişi vardı.
Bu uydurma müzisyenlerden biri "Binbaşı Meşkov" adını aldı. Letov'un dosyasını yürüten KGB binbaşısının adı buydu. O dönemin şarkıları arasında "Binbaşının Ayaklarının Altındaki Buz" da var.
Kasetler yine elden ele dolaşmaya başladı. Bu albümlerdeki şarkılar sonraki yıllarda Grajdanskaya Oborona konserlerinin bel kemiği oldu.
Sonrası
Sistem peşini hemen bırakmadı. 1988'de bir konserin ardından Letov onu yeniden hastaneye yatırmak istediklerini öğrendi ve birkaç ay saklandı. Arama ancak ailesinin çabasıyla sona erdi.
Ertesi yıl çökme sırası sistemin kendisine geldi. 1988-1989'da bir ila iki milyon kişi psikiyatri kaydından silindi. Sovyet psikiyatrisi Dünya Psikiyatri Birliği'ne geri döndü, "yavaş seyirli şizofreni" de bir baskı aracı olmaktan çıkıp tarih kitaplarına girmeye başladı.
Şarkılardan neden korkuyorlar
Ordusu, gizli servisi ve nükleer silahı olan bir devlet, elinde teyp olan yirmi bir yaşında bir genci ezmeye neden ihtiyaç duyar? Cevap o kasette. Kaset tutuklanamaz: biri toplanırken bir yerlerde on yenisi kopyalanıyordur. Akılda kalan bir şarkı insanın kafasında yaşar ve ona ne ev aramasıyla ne de imzayla ulaşılabilir.
Bu yüzden otoriter iktidar er ya da geç sanatçının kendisine yüklenir. Hapse atar, sürgüne gönderir, deli ilan eder, sahneden men eder, onunla çalanları korkutur. Letov'a bu listedekilerin neredeyse hepsi denendi. Sonuç ortada: iki ayda beş albüm ve albüm künyesinde bir satır olarak kalan bir KGB binbaşısı.
Bu, RAĞMEN'in ilk bölümü. Devlete, savaşa, hastalığa ve yoksulluğa rağmen üretmeye devam eden müzisyenlerin ve sanatçıların hikayelerini anlatacağız. Anlatılmaya değer bir hikaye biliyorsan bize yaz.