IN DETAIL
Maidolem tek kişinin işi. Besteyi de, prodüksiyonu da, vokali de aynı kişi üstleniyor; bu yüzden projeyi anlamak için önce o kişinin hikayesine bakmak gerekiyor.
Müzikle altı yaşında, ailesinin desteğiyle piyano çalarak tanıştı. Zamanla gitara, davula, basa ve hem temiz hem ekstrem vokale uzandı; sonra da besteye ve prodüksiyona. 16 yaşında İzmir'de Rantolo adlı bir black metal grubuna katıldı, yeraltıyla ilk teması bu oldu. 18'inde ise yıllardır kafasında olan solo projeyi, prodüksiyonu öğrendikten sonra hayata geçirdi: Maidolem.
Sesi tek bir kutuya sığmıyor. Dungeon synth, blackgaze, romantik ve akustik black metal arasında geziniyor; izlerini Alcest, Burzum, Taake, Këkht Aräkh ve Draugveil gibi isimlerde bulmak mümkün. Ama projeyi asıl ayıran, ağırlıktan çok atmosfere ve duyguya yaslanması.
CHAINS
İlk albümün lo-fi sesi aslında bir tercih değil, bir tesadüftü. Prodüksiyonda henüz acemiyken çıkan o ham doku sonradan projenin imzasına dönüştü; sonraki albümlerde bilerek kullandığı lo-fi dokunun kökü burada.
Albüm öncesinde birkaç parçayı tekli olarak çıkarmıştı. İlk resmi yayımlanan parça "A Lover In Grave" oldu, ama yazılan ilk parça "The Path That Goes to Heart of Forest"tı. Albüme adını veren "Chains" ise ilk vokalli parçasıydı ve aynı zamanda bir deney alanı. Vokalin tiz frekanslarını bilerek açtı, sesi "yılanvari, çatal dilli" bir yere çekmek istedi ve yumuşatan de-esser gibi eklentileri kasıtlı olarak kullanmadı. İstediğini aldı, hatta beklediğinden fazlasını: ses bir noktada kulağı tırmalar hale geldi. Bu sorunu bir sonraki albümde parçanın remaster'ını çıkararak çözdü.
Albümü kapatan "Drowned In Her Love (instrumental version)" aslında "Chains"ten bile önce yazılmıştı ve sözleri vardı. Ama o sözler hiç kaydedilmedi. Parça belli bir kişi için yazılmıştı ve yaşanan birtakım kötü olayların ardından o kişi hayatından çıktı; söz de parçayla birlikte sessizliğe gömüldü.
VAËNITH
İkinci albüm hem daha deneyimli bir iş hem de güzel bir karşılaşmanın yeri. Maidolem burada hayran olduğu Draugveil ile tanışıp "Roses II" parçasında birlikte çaldı; isteyen Spotify künyesinden doğrulayabilir.
Prodüksiyon tarafı hâlâ "muazzam" değildi ama bir öncekine göre daha oturmuştu. "Hymn for the Drowned Realms"te balina seslerini remiksleyip arkasına piyano yazdı. "Two Lovers in Grave"i ise ilk yayımladığı parça olan "A Lover In Grave"in devamı olarak kurguladı; parçalar arasında kurduğu bu bağ, albümün bütününe sinmiş durumda.
Sözler de göründüğünden fazlasını taşıyor. "Woods II" aslında orman yangınlarını ve insanın doğaya verdiği zararı anlatıyor, ama bunu doğrudan değil, masalsı ve fantastik bir dille yapıyor. Maidolem gerçek dünyanın derdini gerçek dünyanın diliyle anlatmanın black metale tematik olarak yakışmadığını düşünüyor; o yüzden bu meseleleri bilerek bir fantezi evrenine taşıyor. "Birch Mother" da benzer bir yerden besleniyor: İslam öncesi Türk mitolojisindeki huş ağacından. Yeri göğe bağlayan, Tengri'nin kut verdiği hayat ağacı.
İsimler de kendi başına birer hikaye. "Vaënith" hiçbir dilde karşılığı olmayan, kendi uydurduğu bir kelime. Hiç yayımlamadığı öykülerinden birinde geçen efsanevi bir kılıcın adı; anlamı "kılıçtan keskin, buluttan hafif". "Lullaby of a Dead Knight" ise bir arkadaşının takma adıydı. İsmi sevince bu tema üstüne bir parça yazmak istemiş; "şarkımın adı olarak kullanabilir miyim?" diye sorduğunda arkadaşı "onur duyarım" demiş ve isim öyle kalmış.
Albümdeki parçaların neredeyse hepsi bir diğerinin intro'su ya da outro'su gibi işliyor; çoğu Part I ve Part II'ye bölünmüş, kimisi önceki albümün devamı ya da remaster'ı. Bu yüzden Maidolem bir noktadan sonra müziğini tek tek parçalar olarak değil, bir anlatı, bir hikaye olarak görmeye başlamış. Kapanış parçasına "End of the Story" adını vermesi de bundan.
Bir de albümün dışında duran, kendi hayal gücüne dayanarak yazdığı resmi olmayan bir iş var: "Vermillion Bloom", hayran yapımı bir "Castlevania" müziği.
CLOVES
Sırada henüz çıkmamış üçüncü albüm "Cloves" var ve çok yakın; üzerindeki çalışma neredeyse tamamlanmış durumda. Maidolem fazla spoiler vermek istemese de birkaç şey söylüyor: önceki işlerine göre daha kişisel ve daha metaforik bir albüm, piyanonun çok daha öne çıktığı bir iş. İlhamını büyük ölçüde "Bloodborne" oyununun müziğinden aldığını da itiraf ediyor. Ama melodileri kopyalamaktan ya da aynı notaları farklı armonilemekten bahsetmiyor; mesele daha çok oyunun taşıdığı temalar ve aktarmak istediği hisler.
Kendi dünyasını, kendi dilini, hatta kendi mitolojisini tek başına kuran bir proje. Parçaları birbirine bağlayan, isimlerin arkasına hikayeler saklayan bir anlatıcı. Dinlemeye değer.
Takip et, sahnemizden yeni isimler keşfet! 🤘
Bağımsız müziği ve arkasındaki insanları anlatıyoruz. ⚒️